Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Klinik Psikolog Buse Arslan, bireyin kendini dinlemesinin ruhsal esenlikteki rolünü ve tekrarlayıcı düşünme (ruminasyon) ile arasındaki ayrımı detaylandırdı. Arslan'a göre, kendini dinlemek sadece zihinsel akışı takip etmekle sınırlı değil; aynı zamanda duyguları, bedensel hisleri, ihtiyaçları ve içsel deneyimleri fark edebilmeyi içeriyor. Uzman, kişinin dikkatini dış dünyanın beklentilerinden bir süreliğine kendi iç dünyasına çevirebilmesinin önemine vurgu yaparak, insan zihninin sadece düşünmekle kalmayıp, aynı zamanda hissedip anlam üreten bir yapı olduğunu belirtti. Arslan, sağlıklı bir ruhsal işleyiş için bireyin zaman zaman kendi iç dünyasıyla bağlantı kurmasının hayati olduğunu ifade etti.

Öz Farkındalık ve İçsel Keşif

Klinik Psikolog Buse Arslan, kendini dinlemenin öz farkındalığın temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. Öz farkındalığın, bireyin ne hissettiğini, bu duyguların neden ortaya çıktığını ve davranışlarını nasıl etkilediğini anlama kapasitesi olduğunu belirten Arslan, gün içinde hissedilen huzursuzluğun altında bastırılmış bir kırgınlık veya tükenmişlik gibi derin duyguların ancak kendini dinleyerek anlaşılabileceğine dikkat çekti. Arslan, sağlıklı bir içe yönelişin kişiye berraklık ve farkındalık kazandırdığını, ancak bunun sürekli kendini analiz etmek anlamına gelmediğini de ekledi. Uzman, aşırı zihinsel meşguliyetin kişiyi düşünceler içinde kaybolmaya götürebileceğini, oysa amacın zihindeki her şeyi kontrol etmek yerine, merak eden, yargılamayan ve anlayan bir tutum geliştirmek olduğunu vurguladı. Psikoterapinin de hedeflerinden birinin, kişinin kendi iç deneyimini daha doğru okuyabilmesini sağlamak olduğunu dile getiren Arslan, çoğu zaman insanların yaşadıkları duygudan ziyade, o duyguya yükledikleri anlamdan dolayı zorlandığını belirtti. Kendini dinleyebilen bireylerin zamanla duygularını bastırmak yerine tanımayı, ihtiyaçlarını fark etmeyi ve kendileriyle daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrendiğini ifade etti.

Ruminasyon ve Sağlıklı İç Ses Arasındaki Fark

Buse Arslan, kendini dinlemek ile ruminasyon (tekrarlayıcı düşünme) arasındaki önemli farklara değindi. Her iki kavramın da kişinin dikkatini iç dünyaya yöneltmesini içerse de, psikolojik açıdan aralarında belirgin bir ayrım bulunduğunu belirtti. Arslan'a göre, kendini dinlemek, duygu ve düşünceleri anlamaya yönelik sağlıklı bir farkındalık sürecidir. Ruminasyon ise, çözüm üretmeden aynı düşüncelerin zihinde tekrar tekrar dönüp durduğu ve kişinin bu döngüde sıkışıp kaldığı bir düşünme biçimidir. Sağlıklı bir içe yönelişte bireyin merakla kendine yaklaştığını, yaşadığı olayları anlamlandırmaya çalıştığını ve sonunda duygularını daha iyi tanıdığını ifade eden Arslan, ruminasyonda ise düşünce sürecinin ilerlemediğini, kişinin saatlerce aynı olayları zihninde tekrar edip kendini veya başkalarını suçladığını ancak rahatlamak yerine daha da yorulduğunu söyledi. Ruminasyonun temel amacının belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak olduğunu, oysa yaşamın birçok alanında mutlak bir cevap veya kesinliğin mümkün olmadığını vurguladı. Özellikle depresyon ve kaygı bozukluklarında sık görülen ruminasyonun, problem çözmekten ziyade psikolojik sıkıntının devam etmesine katkıda bulunduğunu belirtti. Arslan, kendini dinledikten sonra zihnin netleşmesi ve duyguların daha iyi anlaşılması durumunda sağlıklı bir farkındalık olduğunu; ancak aynı düşüncelerin tekrar tekrar düşünülmesine rağmen hiçbir yere varılamıyor ve yorgun hissediliyorsa, ruminatif bir döngüde olunduğunu ifade etti.

İç Sesimizi Şekillendiren Faktörler ve Öz Şefkat

Klinik Psikolog Buse Arslan, iç sesimizin doğuştan gelen değişmez bir özellik olmadığını, çocukluk dönemindeki bakım verenlerle kurulan ilişkiler, yaşam deneyimleri ve kendimiz hakkında geliştirilen inançların iç sesin tonunu zamanla şekillendirdiğini belirtti. Özellikle sık eleştirilen, koşullu kabul gören veya hatanın tolere edilmediği ortamlarda büyüyen bireylerde, dışarıdan gelen eleştirel seslerin zamanla içselleşebileceğini aktaran Arslan, yetişkinlikte bu sesin artık dışarıdan değil, kişinin kendi zihninden gelmeye başladığını söyledi. Bu nedenle birçok kişinin en sert eleştiriyi aslında kendisine yönelttiğine dikkat çekti. Arslan, bu noktada Öz Şefkat Terapisi'nin önemli bir bakış açısı sunduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın kurucusu Klinik Psikolog Paul Gilbert'ın, insanların çoğu zaman başkalarına gösterdikleri anlayış ve şefkati kendilerine göstermekte zorlandıklarını belirttiğini aktardı. Oysa psikolojik dayanıklılığı artıran en önemli becerilerden birinin, kişinin zorlandığı anlarda kendisiyle nasıl konuştuğu olduğunu vurguladı. Terapide amacın, eleştirel iç sesi tamamen susturmak olmadığını paylaşan Arslan, çünkü bu sesin çoğu zaman kişiyi korumaya çalışan, hata yapmamamızı isteyen bir parça olduğunu; ancak bunu oldukça sert ve yıpratıcı bir dille yaptığını sözlerine ekledi.